BİR FİLME EĞİTİMCİ GÖZÜYLE BAKMAK
Doç. Dr. Murat Başar

BİR FİLME EĞİTİMCİ GÖZÜYLE BAKMAK

BİR FİLME EĞİTİMCİ GÖZÜYLE BAKMAK

Doç. Dr. Murat BAŞAR Uşak Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü

            Filmler kitlelere ulaşmanın en etkili yollarından birisidir. Sözle saatlerce anlatmaya çalıştığınızı bir film karesi çok rahat, çok daha anlamlı bir şekilde anlatabilir. Verilmek istenen mesajın kalıcılığını sağlar. Bir kareden birden çok anlam çıkabilir.

            Eğitimci kimliğimle izlediğim ve tamam işte aradığım buydu dediğim, kendim derslerde öğrencilere bir materyal olarak hazırlamak istesem ancak bu kadar bu kadar olur diyebileceğim bir film. Uluslar arası festivalde ödüller almış Semih Kaplanoğlu’nun bir filmi. “Bal” filmi her eğitimcinin özellikle de sınıf öğretmenlerinin izlemesi gereken bir film. Peki, niçin izlemesi gerekmektedir?

            Öncelikle filmin başından itibaren “idealleştirilmiş kimlik” kavramı görülmektedir. Babanın ismi Yakup, çocuğun ismi Yusuf’tur. Bu bize Kuran-ı Kerimdeki Yakup ve Yusuf Aleyhisselamın hikayesini hatırlatmaktadır. Zaten Kaplanoğlu da (Yusuf’un Rüyası 2017, h Yayınları) öykünün bu yönünden bahsetmektedir. Filmde idealleştirilmiş kimliğin bir çocuğu toplumdan nasıl soyutladığı, nasıl yalnızlaştırdığı, öğrenilmiş çaresizliği, kendini gerçekleştiren kehaneti, nasıl kekemeliğe dönüştüğü görülmüştür. Yusuf, babasının etkisiyle kendisinin farklı olduğunu düşünerek tenefüse çıkmıyor, arkadaşlarıyla oynamıyor, kendisinin öyle olduğunu düşünerek kısık sesle konuşuyor ve okumayacağını düşünerek kekeliyor. “İdealleştirilmiş Kimlik” Türkiye’de eğitimcilerin en çok sıkıntısını çektikleri bir konu. Herkesin çocuğu mükemmel, çok zeki, hata yapmaz onu o yetiştirmiştir çünkü. İmparatordur ya da imparatoriçedir. Onda kusur yoktur, öğretmen hatalıdır, arkadaşları onları çekememektedir. Sarraf davasında uydurulmuş belgeleri kaçırdığını söyleyen kişinin annesi de ben onu mükemmel yetiştirdim diyerek güvenlik görevlilerine ve hükümete verip veriştiriyordu. Oysaki kişi yaptığı ihaneti kendisi anlatıyordu. Öğrenci kadın öğretmenine çimdik atıyor ama annesine göre çocuğu öyle bir şey yapmaz, öğretmenler onu etiketliyor. Kendisi de anne baba ya da anne baba adayı öğretmenler filmi izlerken idealleştirilmiş kimliğin çocukları ne hale getirdiğini iyi düşünmelidir. 

            Milli Eğitim Bakanlığı 2017-2018 öğretim yılında ilkokuma yazma öğretiminde Ses Esaslı İlkokuma yazma öğretimine hece aşamasında kapalı hece ile okuma yazma öğretimi yapılmasını önermiştir. Bunun soncunu görmek için “Bal” filminin 11. dakikasında başlayan kız öğrencinin okuması bunun en güzel örneğidir. Öğrenci “Min-ik far-e uy-uy-an aslan-ın üz-er-ine…” şeklinde okumaktadır. Öğrenci kelimeyi bütün okumak yerine hece hece bölerek okumaya çalışmaktadır. En önemlisi heceleri kapalı heceden ayırmaktadır. Bu durum öğrencinin akıcı okuma ve okuduğunu anlama becerisini olumsuz etkilemektedir. Okuduğunu anlamada buradan dilin fonolojik yapısını kavramadan geçmektedir. Semih Kağlanoğlu ile görüşmemizde “Ben öğrenciye hiç müdahale etmedim. Öğrenci o şekilde öğrenmiş o şekilde okuyordu” dedi. Okulları dolaştığımızda benzer örnekleri çok görmekteyiz. İnşallah Talim Terbiye yanlışından döner.

            Bir başka konu kırmızı kurdeledir. Filmde Yusuf’un okuyamadığı için üzerinde baskının artışının nasıl öğrenilmiş çaresizliğe dönüştüğünü her gün nasıl arttığını kırmızı kurdelelere bakışında görülmektedir. İlkokul dönemi öğrencileri kişilik gelişimi açısından “üretkenlik ve çalışkanlık” dönemindedir. Bunun için panoya asılan resimlerini gösterir yıldızlarını sayar. Üretkenlik ve başarı gerçekleşmediği zaman “Aşağılık ve kendisinden şüphe etme” duygusu gelişir. Kırmızı kurdelelerin küçük yararlarına rağmen olumsuzluğunu hissetmek için Yusuf’un bakışlarını görmek yeterlidir. Öğretmenler bir kez daha düşünmelidir. Herkesin desteklenmeye ihtiyacı vardır.

            Bir çocuğun davranışlarının en önemli kaynaklarından birisinin aile olduğu görülmektedir. Annesinin koyduğu sütü Yusuf’un yerine babası içmektedir. Birlikte anneyi kandırmaktadır. Yusuf ödevini yapmadığı için öğretmenin kontrolünde arkadaşının defteriyle kendi defterini değiştirmektedir. Burada ayrıca benmerkezcilik görülmektedir.  Babasının yaptığı gemiyi arkadaşına verdiğini düşünen Yusuf,  bu hareketiyle öğretmenine onu cezalandırtmıştır. Atalık duygusu ile eğitimin karıştırıldığı bir durum. Bir öğretmen hangi öğrencisinin ne yapabileceğini bilmesi gerekirdi. Eğitimin alfabesi öğrenciyi tanımakla başlar

            Son olarak öğretmene değinmekte fayda görülmektedir. Öğretmenin sınıf içinde dolaşma biçimi katı otoriter tutumun güzel bir örneğidir. Semih Kaplanoğlu aslında burada kendi öğretmenini figürlemiştir. Bu tutum sınıfta öğrenciler üzerinde baskı oluşturmakta ve öğrencilerin özgüvenini olumsuz etkilemektedir. Yusuf korka korka parmak kaldırıyordu. İlk defa özgüveni gelmiş parmak kaldırmıştı. Okuyordu bunu gösterecek kırmızı kurdeleyi alacaktı. Öğretmen Yusuf’taki bu heyecanı fark etmesi gerekirken okuduğu kitabı değiştirdi. Heyecanlanan Yusuf’un beynindeki kelime üretme merkezi durduğu için kekeledi ve bildiği halde okuyamadı. Arkadaşlarının gülmesi ve öğretmenin bunu engelleyememesi Yusuf’u bitiren son hamle oldu. Yusuf’un bu ezilmiş ve tükenmiş halinin yansıması “Süt” ve “Yumurta” filmlerinde görülmektedir. O nedenle filmlerin üçlemesi de izlenildiğinde bir bütünlük oluşmaktadır. Yusuf’un kurdele alabilmesi için olağan dışı bir şey olması gerekirdi. O şey oldu babasını kaybettiğini öğrendi. 

            Sonuç olarak Semih Kaplanoğlu ve ekibine eğitim bilimine örnek bir film yaptığı için bir akademiysen olarak kendisine teşekkür ediyorum. Yeni filmlerinin devamını diliyorum. Eğitimcilere de örnek görmeleri için “Bal” “Süt” ve “Yumurta” üçlemeyi izlemelerini öneriyorum. Bir İvedik izler gibi izlemek yerine eğitimci gözüyle izlenmelidir.